9 Ekim 2009 Cuma

LâL...


hergün gidişini izliyordu sadece..sessizce.. onu her gördüğünde sığamıyordu içi içine. yüreği kıpırdıyor, soluğu kesiliyordu. yanına gidebilmeyi nasıl da istiyordu oysa.. cesareti yoktu ama.. gidemiyordu bir türlü.. izliyordu uzaktan.. saçlarını izliyordu. saçları dalgalandıkça eli ayağına dolanıyordu, kafası karışıyordu, daha da sorguluyordu hayatı.. haketmediğini düşünüyordu bunları. tek istediği karşısına çıkıp, gözlerine bakarak onu sevdiğini söyleyebilmekti.. ne kadar da çok istiyordu bunu.ama onu anlamamasından korkuyordu.
cesaret etse.. söylese.. ya anlamazsa.. canını en çok acıtan bu olurdu şu üç günlük dünyada.. bu yüzden korkuyordu.. çok korkuyordu.. söyleyebilmeyi istediği kadar çok.
gün geçtikçe sevgisi daha da artıyor. ama umudunu hergün biraz daha kaybediyordu.. fırtınalar kopuyordu yüreğinde.. iki kelime ya sadece iki kelimeydi söylemek istediği.. hergün pişmanlığını yaşadığı iki kelime, çaresizliğin en vurgunu, en can acıtanı, iki kelime...
ve yine geçiyordu gözlerinin önünden, çok yakınından, kokusunu bırakıp geçiyordu..yüreği nasıl da sızlıyordu. hep bu kokuyu solumak istiyordu içine. ama karşısına çıkmaya bile cesareti yoktu..
dayanamadı..koştu ardından. omzuna dokundu ona dönmesi için. kız döndü. gözlerine baktı. buyrun dedi.. Seni Seviyorum, dedi. birisine mi benzettiniz, neden öyle bakıyorsunuz? dedi.. Seni Seviyorum diye haykırdı. duymadı.. arkasını dönüp gitti. birtek kokusu kaldı ardında.. belki de son kez soluyordu içine bu kokuyu.. evet, korktuğu başına gelmişti. anlamamıştı onu... nasıl acıyordu canı.. nasıl da sessizdi çığlıkları, nasıl da sessiz......

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder